Peygamberler Neden Gereklidir

Peygamberler Neden Gereklidir

ءTanrıءdinءİslamiyetءShiءTVshiaءMuhammedءaliءAllahءŞiaءPeygamberler Neden Gereklidir

Hikmet sahibi Allah, beşere yol göstermesi ve hidayeti için yüce insanları göndermiş ve onları beşer için kendi mesajının taşıyıcıları karar kılmıştır. Bunlar, Allah tarafından kullarına doğru hidayet feyzinin akışını sağlayan peygamberler ve resullerdir. Bu feyiz, beşerin ondan yararlanma liyakatine erdiği ilk günden değerli İslam Peygamberinin (s.a.a) asrına kadar Allah tarafından nazil ola gelmiştir. Her peygamberin dininin zaman ve ümmetine nispetle en kamil din olduğunu bilmek gerekir ve eğer bu ilahi feyiz istimrarlı olmasaydı beşer kemal haddine çıkamazdı. İnsanın yaratılışı “hekim” olan Allah’ın eylemi olduğuna göre haliyle onun yaratılışının da amaç ve hedefi vardır. İnsanın vücudunda hayvanlarla ortak yönü olan içgüdülerin yanı sıra akla da sahiptir. Dolayısıyla yaratılışının hedef ve amacının da makul bir amacı olmalıdır.
Öte yandan, insanın akıl ve basireti her ne kadar tekamül yolunu kat etmekte etkin ve gerekli olsa da yeterli değildir ve eğer insanın hidayetinde akla kanaat edilirse, asla kemal yolunu tam olarak tanıyamayacaktır. Örneğin mebde ve mead, beşerin üzerinde düşündüğü öğrenmek istediği en önemli konulardan biridir. Beşer, nereden geldiğini, neden geldiğini ve nereye gideceğini bilmek istemektedir, ancak akıl ve düşünce bu konuların açıklamasının üstesinden tam olarak gelecek yeterliliğe sahip değildir. Çağımız insanının bilim ve bilgi konusunda bunca ilerlemesine rağmen henüz bile insanların büyük bir bölümünün putperest olması buna en açık bir kanıttır.     
Beşerin akıl ve bilgisinin yetersizliği sadece mebde ve mead konusunda değildir, bilakis beşer bir çok hayati konuda da sağlam bir yol tutabilmiş değildir. Beşerin ekonomi, ahlak, aile ve başka bir çok konuda birbirinden farklı ve çelişkili görüşleri, onun bu konulardaki idrakinin sahih olmadığının nişanesidir. Bundan dolayı birbirinden çelişkili ekollerin ortaya çıktığını görmekteyiz.
Yukarıdaki açıklamalar ışığında akıl, ilahi hikmet gereği ilahi lider ve eğiticilerin gönderilmesini ve bu yolla doğru yaşam yolunu onlara öğretmesini hükmetmektedir.
Akli hidayetin semavi hidayetin alternatifi olabileceğini tasavvur edenlerin iki noktaya dikkat etmeleri gerekmektedir:

1. Beşerin akıl ve bilgisi insanı tam olarak tanımak ve varlığın geçmiş ve gelecekteki seyrinin sırrına erişmekte nakıs ve yetersizdir. Halbuki beşerin yaratıcısı “her yapıcının yapılanı vardır” ilkesi gereği insan ve onun vücudunun boyutları ve sırlarına tam olarak vakıftır. Kur’an-ı Kerim buna işaret ederek şöyle buyurmuştur:

{أَ لا يَعْلَمُ مَنْ خَلَقَ وَ هُوَ اللَّطِيفُ الْخَبِيرُ}

“Hiç yaratan bilmez mi? O, en ince işleri görüp bilmektedir ve her şeyden haberdardır. (Mülk, 14)”
2. İnsan, hubb-u zat (kendini sevme) içgüdüsü gereği, devamlı olarak şahsi menfaatlerinin peşi sıra koşmaktadır ve yaptığı planlarda ferdi ve toplu menfaat dairesinin dışına çıkması mümkün değildir. Doğal olarak beşeri programların tam bir kapsayıcılığı olmayacaktır, ancak peygamberlerin programları Allah tarafından olduğu için böyle bir eksiklikten uzak ve münezzehtir.   
Bu iki noktanın ışığında söylemek gerekir ki beşer hiçbir zaman ilahi hidayet ve peygamberlerin programlarından ihtiyaçsız olmamış ve olmayacaktır.   

KUR’AN VE NÜBÜVVETİN AMAÇLARI
Kur’an-ı Kerim, peygamberlerin gönderilme amacını şu şekilde sıralamıştır:
1. Tevhit temellerinin sağlamlaştırılması ve bu alandaki her türlü sapmaya karşı mücadele. Bu ayette buyurduğu gibi:

{وَ لَقَدْ بَعَثْنا فِي كُلِّ أُمَّةٍ رَسُولاً أَنِ اعْبُدُوا اللَّهَ وَ اجْتَنِبُوا الطَّاغُوتَ}

“Andolsun ki biz, «Allah'a kulluk edin ve Tâğut'tan sakının» diye (tebliğ etmeleri için) her ümmete bir peygamber gönderdik. (Nahl, 36)”
Bu sebepten dolayıdır ki ilahi peygamberler her zaman müşriklerle çatışma halinde olmuş ve bu yolda çok büyük cefa ve sıkıntılara duçar olmuşlardır.
Allah’ın Resulü (s.a.a) peygamberlerin gönderilme amacı hakkında şöyle buyurmaktadır:
“Kulların, Allah’ın tevhit ve sıfatlar hakkında bilmedikleri şeyleri bilmeleri, inkâr ettikleri rububiyeti öğrenmeleri, inat ederek inkar ettikleri uluhiyette muvahhit olmaları için (Peygamberleri gönderdi).[1]

2. İnsanların ilahi mesaj ve bilgileri tanımaları, tezkiye ve arınma yol ve yöntemini bilmeleri. Bu ayette buyurduğu gibi:

{هُوَ الَّذِي بَعَثَ فِي الْأُمِّيِّينَ رَسُولاً مِنْهُمْ يَتْلُوا عَلَيْهِمْ آياتِهِ وَ يُزَكِّيهِمْ وَ يُعَلِّمُهُمُ الْكِتابَ وَ الْحِكْمَةَ}

“Çünkü ümmîlere içlerinden, kendilerine âyetlerini okuyan, onları arındırıp (tezkiye eden) temizleyen, onlara Kitab'ı ve hikmeti öğreten bir peygamber gönderen O'dur. (Cuma, 2)”
3. Beşeri toplumda adaletin icra edilmesi. Bu ayette buyurduğu gibi:

{لَقَدْ أَرْسَلْنا رُسُلَنا بِالْبَيِّناتِ وَ أَنْزَلْنا مَعَهُمُ الْكِتابَ وَ الْمِيزانَ لِيَقُومَ النَّاسُ بِالْقِسْطِ}

“Andolsun biz peygamberlerimizi açık delillerle gönderdik ve insanların adaleti yerine getirmeleri için beraberlerinde kitabı ve mizanı indirdik. (Hadid, 25)”
Adaletin yerine getirilmesi, insanların adaleti çeşitli alan ve boyutlarda tanımasına ve ilahi hükümet yoluyla onun tahakkukuna bağlı olduğu kaçınılmazdır.
4. Anlaşmazlıklarda hakem olması. Burada buyurduğu gibi:

{كانَ النَّاسُ أُمَّةً واحِدَةً فَبَعَثَ اللَّهُ النَّبِيِّينَ مُبَشِّـرِينَ وَ مُنْذِرِينَ وَ أَنْزَلَ مَعَهُمُ الْكِتابَ بِالْحَقِّ لِيَحْكُمَ بَيْنَ النَّاسِ فِيمَا اخْتَلَفُوا فِيهِ}

“İnsanlar bir tek ümmet idi. Sonra Allah, müjdeleyici ve uyarıcı olarak peygamberleri gönderdi. İnsanlar arasında, anlaşmazlığa düştükleri hususlarda hüküm vermeleri için, onlarla beraber hak yolu gösteren kitapları da gönderdi. (Bakara, 213)”
İnsanların anlaşmazlıklarının inançlara has bir durum olmadığı, bilakis yaşamın çeşitli alanlarında olduğu açıktır.
5. Kullara hüccet ve kanıtın tamamlanması. Bu ayette buyurduğu gibi:

{رُسُلاً مُبَشِّرِينَ وَ مُنْذِرِينَ لِئَلاَّ يَكُونَ لِلنَّاسِ عَلَى اللَّهِ حُجَّةٌ بَعْدَ الرُّسُلِ وَ كانَ اللَّهُ عَزِيزاً حَكِيماً}

“Müjdeleyici ve sakındırıcı olarak peygamberler gönderdik ki insanların peygamberlerden sonra Allah'a karşı bir bahaneleri olmasın! Allah izzet ve hikmet sahibidir. (Nisa, 165)”
Allah’ın insanları yaratmasında, yaratılış için hedefleri olduğu kesindir. Bu hedef kapsayıcı tam bir program yoluyla yaşamın tüm alanlarında kullanılmakta ve bu program Allah tarafından beşere öyle bir şekilde ulaştırılmalıdır ki artık onun için hüccet ve delil tamam olmuş olsun ki sonradan ben yaşamın doğru yol ve yöntemini bilmiyordum diye bahane getirmesin.

Ayetullah Cafer Subhani
ABNA.İRHikmet sahibi Allah, beşere yol göstermesi ve hidayeti için yüce insanları göndermiş ve onları beşer için kendi mesajının taşıyıcıları karar kılmıştır. Bunlar, Allah tarafından kullarına doğru hidayet feyzinin akışını sağlayan peygamberler ve resullerdir. Bu feyiz, beşerin ondan yararlanma liyakatine erdiği ilk günden değerli İslam Peygamberinin (s.a.a) asrına kadar Allah tarafından nazil ola gelmiştir. Her peygamberin dininin zaman ve ümmetine nispetle en kamil din olduğunu bilmek gerekir ve eğer bu ilahi feyiz istimrarlı olmasaydı beşer kemal haddine çıkamazdı. İnsanın yaratılışı “hekim” olan Allah’ın eylemi olduğuna göre haliyle onun yaratılışının da amaç ve hedefi vardır. İnsanın vücudunda hayvanlarla ortak yönü olan içgüdülerin yanı sıra akla da sahiptir. Dolayısıyla yaratılışının hedef ve amacının da makul bir amacı olmalıdır.
Öte yandan, insanın akıl ve basireti her ne kadar tekamül yolunu kat etmekte etkin ve gerekli olsa da yeterli değildir ve eğer insanın hidayetinde akla kanaat edilirse, asla kemal yolunu tam olarak tanıyamayacaktır. Örneğin mebde ve mead, beşerin üzerinde düşündüğü öğrenmek istediği en önemli konulardan biridir. Beşer, nereden geldiğini, neden geldiğini ve nereye gideceğini bilmek istemektedir, ancak akıl ve düşünce bu konuların açıklamasının üstesinden tam olarak gelecek yeterliliğe sahip değildir. Çağımız insanının bilim ve bilgi konusunda bunca ilerlemesine rağmen henüz bile insanların büyük bir bölümünün putperest olması buna en açık bir kanıttır.     
Beşerin akıl ve bilgisinin yetersizliği sadece mebde ve mead konusunda değildir, bilakis beşer bir çok hayati konuda da sağlam bir yol tutabilmiş değildir. Beşerin ekonomi, ahlak, aile ve başka bir çok konuda birbirinden farklı ve çelişkili görüşleri, onun bu konulardaki idrakinin sahih olmadığının nişanesidir. Bundan dolayı birbirinden çelişkili ekollerin ortaya çıktığını görmekteyiz.
Yukarıdaki açıklamalar ışığında akıl, ilahi hikmet gereği ilahi lider ve eğiticilerin gönderilmesini ve bu yolla doğru yaşam yolunu onlara öğretmesini hükmetmektedir.
Akli hidayetin semavi hidayetin alternatifi olabileceğini tasavvur edenlerin iki noktaya dikkat etmeleri gerekmektedir:

1. Beşerin akıl ve bilgisi insanı tam olarak tanımak ve varlığın geçmiş ve gelecekteki seyrinin sırrına erişmekte nakıs ve yetersizdir. Halbuki beşerin yaratıcısı “her yapıcının yapılanı vardır” ilkesi gereği insan ve onun vücudunun boyutları ve sırlarına tam olarak vakıftır. Kur’an-ı Kerim buna işaret ederek şöyle buyurmuştur:

{أَ لا يَعْلَمُ مَنْ خَلَقَ وَ هُوَ اللَّطِيفُ الْخَبِيرُ}

“Hiç yaratan bilmez mi? O, en ince işleri görüp bilmektedir ve her şeyden haberdardır. (Mülk, 14)”
2. İnsan, hubb-u zat (kendini sevme) içgüdüsü gereği, devamlı olarak şahsi menfaatlerinin peşi sıra koşmaktadır ve yaptığı planlarda ferdi ve toplu menfaat dairesinin dışına çıkması mümkün değildir. Doğal olarak beşeri programların tam bir kapsayıcılığı olmayacaktır, ancak peygamberlerin programları Allah tarafından olduğu için böyle bir eksiklikten uzak ve münezzehtir.   
Bu iki noktanın ışığında söylemek gerekir ki beşer hiçbir zaman ilahi hidayet ve peygamberlerin programlarından ihtiyaçsız olmamış ve olmayacaktır.   

KUR’AN VE NÜBÜVVETİN AMAÇLARI
Kur’an-ı Kerim, peygamberlerin gönderilme amacını şu şekilde sıralamıştır:
1. Tevhit temellerinin sağlamlaştırılması ve bu alandaki her türlü sapmaya karşı mücadele. Bu ayette buyurduğu gibi:

{وَ لَقَدْ بَعَثْنا فِي كُلِّ أُمَّةٍ رَسُولاً أَنِ اعْبُدُوا اللَّهَ وَ اجْتَنِبُوا الطَّاغُوتَ}

“Andolsun ki biz, «Allah'a kulluk edin ve Tâğut'tan sakının» diye (tebliğ etmeleri için) her ümmete bir peygamber gönderdik. (Nahl, 36)”
Bu sebepten dolayıdır ki ilahi peygamberler her zaman müşriklerle çatışma halinde olmuş ve bu yolda çok büyük cefa ve sıkıntılara duçar olmuşlardır.
Allah’ın Resulü (s.a.a) peygamberlerin gönderilme amacı hakkında şöyle buyurmaktadır:
“Kulların, Allah’ın tevhit ve sıfatlar hakkında bilmedikleri şeyleri bilmeleri, inkâr ettikleri rububiyeti öğrenmeleri, inat ederek inkar ettikleri uluhiyette muvahhit olmaları için (Peygamberleri gönderdi).[1]

2. İnsanların ilahi mesaj ve bilgileri tanımaları, tezkiye ve arınma yol ve yöntemini bilmeleri. Bu ayette buyurduğu gibi:

{هُوَ الَّذِي بَعَثَ فِي الْأُمِّيِّينَ رَسُولاً مِنْهُمْ يَتْلُوا عَلَيْهِمْ آياتِهِ وَ يُزَكِّيهِمْ وَ يُعَلِّمُهُمُ الْكِتابَ وَ الْحِكْمَةَ}

“Çünkü ümmîlere içlerinden, kendilerine âyetlerini okuyan, onları arındırıp (tezkiye eden) temizleyen, onlara Kitab'ı ve hikmeti öğreten bir peygamber gönderen O'dur. (Cuma, 2)”
3. Beşeri toplumda adaletin icra edilmesi. Bu ayette buyurduğu gibi:

{لَقَدْ أَرْسَلْنا رُسُلَنا بِالْبَيِّناتِ وَ أَنْزَلْنا مَعَهُمُ الْكِتابَ وَ الْمِيزانَ لِيَقُومَ النَّاسُ بِالْقِسْطِ}

“Andolsun biz peygamberlerimizi açık delillerle gönderdik ve insanların adaleti yerine getirmeleri için beraberlerinde kitabı ve mizanı indirdik. (Hadid, 25)”
Adaletin yerine getirilmesi, insanların adaleti çeşitli alan ve boyutlarda tanımasına ve ilahi hükümet yoluyla onun tahakkukuna bağlı olduğu kaçınılmazdır.
4. Anlaşmazlıklarda hakem olması. Burada buyurduğu gibi:

{كانَ النَّاسُ أُمَّةً واحِدَةً فَبَعَثَ اللَّهُ النَّبِيِّينَ مُبَشِّـرِينَ وَ مُنْذِرِينَ وَ أَنْزَلَ مَعَهُمُ الْكِتابَ بِالْحَقِّ لِيَحْكُمَ بَيْنَ النَّاسِ فِيمَا اخْتَلَفُوا فِيهِ}

“İnsanlar bir tek ümmet idi. Sonra Allah, müjdeleyici ve uyarıcı olarak peygamberleri gönderdi. İnsanlar arasında, anlaşmazlığa düştükleri hususlarda hüküm vermeleri için, onlarla beraber hak yolu gösteren kitapları da gönderdi. (Bakara, 213)”
İnsanların anlaşmazlıklarının inançlara has bir durum olmadığı, bilakis yaşamın çeşitli alanlarında olduğu açıktır.
5. Kullara hüccet ve kanıtın tamamlanması. Bu ayette buyurduğu gibi:

{رُسُلاً مُبَشِّرِينَ وَ مُنْذِرِينَ لِئَلاَّ يَكُونَ لِلنَّاسِ عَلَى اللَّهِ حُجَّةٌ بَعْدَ الرُّسُلِ وَ كانَ اللَّهُ عَزِيزاً حَكِيماً}

“Müjdeleyici ve sakındırıcı olarak peygamberler gönderdik ki insanların peygamberlerden sonra Allah'a karşı bir bahaneleri olmasın! Allah izzet ve hikmet sahibidir. (Nisa, 165)”
Allah’ın insanları yaratmasında, yaratılış için hedefleri olduğu kesindir. Bu hedef kapsayıcı tam bir program yoluyla yaşamın tüm alanlarında kullanılmakta ve bu program Allah tarafından beşere öyle bir şekilde ulaştırılmalıdır ki artık onun için hüccet ve delil tamam olmuş olsun ki sonradan ben yaşamın doğru yol ve yöntemini bilmiyordum diye bahane getirmesin.

Ayetullah Cafer Subhani
ABNA.İR

Yeni yorum ekle